Anne Sütü Bir Hak, Emzirme Sorumluluk
Zehra GÖLBAŞI
Prof. Dr.
Bir annenin yavrusunu dünyaya getirdikten sonra ona verebileceği ilk ve en değerli hediye kendi sütüdür. Aslında, anne bu ilk emzirmesiyle yavrusunun yalnızca karnını doyurmamaktadır. Aynı zamanda; ona sevgisini, sıcaklığını, güven duygusunu, ilgisini, bağlılığını ve onu birçok hastalığa karşı koruyacak bağışıklık maddelerini de aktarmaktadır. Diğer bir ifadeyle yavrusunun sağlıklı bir şekilde yaşama tutunmasını sağlayacak her şeyi ona vermektedir. Nitekim günümüzde anne sütünün, yeni doğan bebeğin zihinsel, fiziksel ve ruhsal olarak sağlıklı büyüme ve gelişmesini sağlayan eşsiz bir besin maddesi olduğu tartışmasız kabul edilmektedir. Ayrıca anne sütü ile beslenmek tüm bebekler için kabul edilen temel bir hak olarak görülmektedir. Anne sütünün bebeğe ulaştırılmasının en doğal yolu olan emzirme, hem ulusal hem de uluslararası sağlık kuruluşları tarafından önerilmekte ve teşvik edilmektedir. Bu nedenle tüm bebekler doğar doğmaz (ilk 30-60 dakika içinde) anne sütü ile beslenmeye başlamalı, yaşamın ilk altı ayında yalnızca anne sütü ile beslenmeli ve altı aydan sonra uygun ek besinlerle en az iki yıl anne sütü almaya devam etmelidir.
Anne sütü ve emzirmenin önemle vurgulanmasının en önemli nedeni; yenidoğan, çocuk ve kadın sağlığı üzerindeki olumlu etkileri, ailesel ve toplumsal katkılarıdır. Anne sütünün yararları çok eski çağlardan beri bilinmesine karşın, son yıllarda yapılan araştırmalar anne sütü ve emzirmenin ana- çocuk sağlığı üzerindeki kısa ve uzun vadedeki etkilerini bilimsel olarak ta kanıtlanmıştır. Bu olumlu etkilerin çoğunluğu anne sütünün içeriği ve özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca emzirme sürecinde annenin bedeninde meydana gelen bazı fizyolojik ve hormonal değişimler, onun sağlığı üzerinde de olumlu etkiler oluşturmaktadır. Emzirme sırasında anne ile bebeği arasındaki dokunsal temas ve yakın iletişim, onlar arasında yaşam boyu kopmayacak duygusal bir bağ oluşturmakta, böylece hem annenin hem de bebeğinin ruhsal sağlığı olumlu etkilenmektedir.
Anne sütünün en önemli özelliklerinden biri; içeriğinde bulunan bağışıklık maddeleri sayesinde bebeği, başta solunum ve sindirim sistemi enfeksiyonları olmak üzere birçok hastalığa karşı korumasıdır. Özellikle doğumdan sonra salgılanan sarı ve daha koyu kıvamlı olan ilk süt (ağız sütü) bağışıklık maddelerini daha yoğun olarak içermektedir. Bu özelliğinden dolayı ilk süt, bebeğin ilk aşısı olarak kabul edilmektedir. Bu gün herhangi bir hastalığa karşı koruyucu bir aşı geliştirme sürecinin zaman, emek ve maliyeti göz önünü alınırsa, her annenin dünyaya getirdiği yavrusunun gereksinimlerine uygun olarak, bedeninde doğal olarak üretilen ve hiçbir maliyet gerektirmeyen anne sütünün değeri daha iyi anlaşılabilir. Bir besin maddesi olarak anne sütünün en önemli özelliği ise karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve mineralleri bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde içermesidir. Öyle ki bu içerik bebeğin doğum haftasına ve ayına göre değişmektedir. Zamanında doğan ve erken doğan bebeklerin annelerinin sütlerinin içeriği aynı değildir. Bebek büyüdükçe, sütün içeriği de onun ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde değişmektedir. İçeriğinde bulunan hormon ve büyüme faktörleri nedeniyle anne sütü alan bebekler daha iyi gelişmekte ve daha zeki olmaktadır. Ayrıca anne sütünde bulunan demirin emilimi daha iyi olduğundan, anne sütü alan bebeklerde kansızlık daha az görülmektedir. Anne sütü sindirimi kolay bir besindir, bu nedenle anne sütü alan bebeklerde karın ağrısı ve kabızlık gibi sorunlar da daha az görülmektedir. Anne sütü içeriğinde bulunan bazı maddeler ise bebeğin daha huzurlu ve rahat olmasını sağlamaktadır. Ayrıca anne sütü her zaman hazır, uygun ısıda, temiz, mikropsuz, ucuz ve çevre dostu bir besindir. Bu nedenle;
Her anne doğumdan sonra ilk 30-60 dakika içinde bebeğini mutlaka emzirmelidir ve ilk altı ay yalnızca anne sütü vermeye devam etmelidir. Bu her bebeğin hakkıdır.
Ülkemizin bazı bölgelerinde ilk sütün (ağız sütü) sarılığa neden olacağı inancı nedeni ile sağılıp atılması, ilk emzirmeden önce bebeğe başka gıdalar verilmesi ya da bir süre beklenilmesi gibi geleneksel uygulamalar bulunmaktadır. Bu uygulamalar yenidoğan bebeklerin sağlığını olumsuz olarak etkilemektedir. Oysa doğumdan sonra ilk bir saat içinde emzirmenin başlatılması ve ilk altı ay yalnızca anne sütü ile beslenmesinin sürdürülmesi ile enfeksiyon hastalıklarına bağlı bebek ölüm riski önemli ölçüde azalmaktadır.
Doğumdan sonra ilk altı ay yalnızca anne sütü alan bebeklerde ishal, solunum sistemi enfeksiyonları ve alerjik hastalıklar daha az görülmektedir. Tıbbi bir zorunluluk olmadığı sürece, ilk altı ay bebeğe anne sütünden başka su dahil hiçbir gıda verilmemelidir. Bu süreçte annelerin en önemli endişesi sütlerinin bebeğe yeterli gelmediği ile ilişkilidir. Aslında çoğu zaman bu endişe yersiz olmaktadır. Çünkü sağlıklı olan her anne bebeği için yeterli süt üretebilme yeteneğine sahiptir. Ancak emzirme öğrenilen de bir davranıştır ve doğru emzirme için annenin sağlık personelinin danışmanlığına, ailesinin duygusal ve sosyal desteğine ihtiyacı vardır. Emzirme döneminde annelerin yaşadıkları birçok endişe ve sorun, sağlık personelinden alacakları uygun danışmanlık ve önerilerle kısa sürede çözümlenebilmektedir. Bu nedenle anneler bir sağlık personelinden danışmanlık almadan asla bebeğe ek gıda başlamamalıdır. Çünkü anne sütü alan bebeğe başlanan her ek gıda bebeğin daha az emmesine neden olmakta, bu da süt üretimini azaltmaktadır. Emzirme süreci ile ilgili ülkemizdeki en önemli sorun da bebeklere çok erken dönemde ek besin başlanmasıdır. Geceleri de dahil olmak üzere sık sık bebeğin emzirilmesi, süt üretimini sağlayan hormonları uyaran ve daha fazla süt salgılanmasına neden olan en önemli faktördür. Bu nedenle tüm anneler doğumdan sonraki ilk aylarda mümkünse bebekle aynı odada kalmalı ve sık sık emzirmelidir. Bebeğin uyanması, hareket etmesi, arama refleksinin görülmesi, ses çıkarması onun acıktığını gösterir. Bu nedenle emzirmek için, bebeğin ağlaması beklenmemelidir. Anne sütünün içeriği emzirmenin başlangıcında ve sonunda aynı değildir. Emzirmenin ilk dakikalarında bebeğin aldığı süt protein açısından zengin iken, sonlarına doğru aldığı süt ise yağ açısından zengindir. Bu nedenle anne memedeki tüm sütü boşaltana kadar (en az 10 dk.) emzirmeye devam etmelidir. Böylece bebek onun hem gelişmesini hem de kilo almasını sağlayacak besin maddelerinin tümünü almış olacaktır. Anneler mümkünse her iki memesini de emzirmeli ve bir sonraki beslemeye son emzirdiği memeden başlamalıdır. Bu şekilde emzirme hormonları uyararak daha fazla süt üretilmesini sağlayacaktır.
Anne sütünün hastalıklara karşı koruyucu etkisi emzirme süreci boyunca devam etmektedir. Bu nedenle her anne, altı aydan sonra uygun ek besinlerle birlikte bebeğini emzirmeye en az iki yıl devam etmelidir. Emzirme süresince annenin kendisi de yeterli ve dengeli beslenmeli, günde en az 2 litre su tüketmeli, sigara ve alkol gibi sağlığa zararlı maddelerden uzak durmalı, hekime danışmadan ilaç kullanmamalı ve herhangi bir sağlık sorunu olduğunda sağlık personeline emzirmediği söylemelidir.
Emziren anneler asla sigara içmemelidir.
Emzirmenin kadın sağlığı üzerindeki olumlu etkileri toplumda daha az bilinmektedir. Oysa emzirmenin kadın sağlığı üzerindeki kısa ve uzun dönemli yararlarına ilişkin bilimsel kanıtlar giderek artmaktadır. Doğumdan sonra emzirmenin başlamasıyla salgılan hormon (oksitosin) rahim kaslarının kasılmasını sağlayarak, doğum sonu kanamanın azalmasını sağlamakta ve rahmin küçülerek eski haline dönme sürecini kısaltmaktadır. Emzirme enerji harcanmasına neden olan bir faktördür. Bu nedenle emziren anneler, doğum sonu kilolarını emzirmeyen annelere göre daha çabuk kaybederler. Emzirme sürecinde salgılan hormonlar annenin duygusal olarak daha rahat olmasını, geceleri sık uyanmasına rağmen daha dinlenmiş ve enerjik hissetmesini sağlamaktadır. Bu nedenle emziren annelerde doğum sonu depresyon daha az görülmektedir. Araştırmalar emzirmenin meme, yumurtalık ve rahim kanserine karşı koruyucu bir etkisi olduğunu da göstermektedir. Ayrıca emziren kadınlarda osteoporoz (kemik erimesi) ve şeker hastalığı gelişme riski azalmaktadır. Emzirmenin kadın sağlığı üzerindeki bu etkileri dikkate alındığında, anne sütü ile beslenmenin her bebeğin, emzirmenin ise her kadının hakkı olduğu söylenebilir.
Emzirme, ülkemizde geleneksel olarak yaygın bir davranıştır. Ancak anne sütü ve emzirmenin ana-çocuk sağlığı üzerindeki olumlu etkilerinden tam anlamıyla yararlanmayı sağlayacak doğru emzirme ile ilgili bazı sorunlar yaşanmaktadır. Örneğin 2018 yılında yapılan Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması’nın sonuçlarına göre yenidoğan bebeklerin %42’sine doğumdan sonraki ilke emzirmeden önce başka bir gıda verilmiştir. Bebeklerin yalnızca %41’i yaşamın ilk altı ayında sadece anne sütü ile beslenmektedir. Yalnızca anne sütü ile beslenme ortancası 1.8 ay, toplam emzirme süresi ortancası ise 16,7 aydır. Ek gıdaya çok erken aylarda başlanmaktadır. Bu sonuçlar ulusal hedeflerimizin altındadır. Tüm bebeklerin doğru şekilde anne sütünden yararlanmasını sağlamak için toplumun her biriminin çaba göstermesine gereksinim vardır. Yaşamak her birey için bir hak ise, yaşamın ilk yıllarında anne sütüyle beslenme de tüm bebeklerin hakkıdır. Çünkü anne sütü onların yaşamasını ve sağlıklı olmasını garanti altına alan en önemli faktördür.
Daha sağlıklı bir nesil ve daha sağlıklı bir gelecek için tüm bebeklerin uygun şekilde anne sütü ile beslenmesinde birincil sorumluluk anneye ait olmasına karşın, emziren annelerini desteklemek tüm toplumun, hepimizin sorumluluğudur. Çünkü sağlıklı bir gelecek hepimizin çabası ile şekillenecektir.